ah be gözüm! ağlıyor her sözüm,
sükutun hârında yanıyor özüm..
evet ardındayım ömrümün
o pencerede hüzünle duran benim
hayat akmada penceremin önünde..
sanki çağıl çağıl çağlayan bir nehir!
hasretini çektiğine önü alınmaz sular gibi çağıldasaydın be ömrüm…

diyorum ya gözüm! bir volkandır içimde kaynayan
patlasa diye gözlüyorum inan..
patlasa da ayrılık gayrılık benlik alev alev kaybolsa..
kaybolsa da yek bir varlık kalsa…
doğrudur yaşın yanında kurunun da yanacağı
lâkin kurular yaşlara söz geçiremiyorsa varsın yansınlar onlarda…
kül!..

neyin uğruna yandın ey kül!..
‘”bir benliktim ben başı kaf dağında
dağıma âteşin bir alev düştü
bilmedim neydi nedendi?!
yandım işte.. yeni adım bu artık yalnızca kül’üm…”

ey alev! neydi yok edişine kapı aralayan..
sıcak yatağından alıp seni renkli bir diyara
kalacak olan tek renk olarak düşüren?..
”bir sesti içime alev topu gibi düşen
sonrasında duramadım yerimde öyle bir akıştı ki
sarmaşık gibi sardıkça içimi sardım renkleri, o âlemi görmedim
düştükten sonra ne oldu bilmedim…”

sesime ses ver ey ses! verki düşelim küllerin içine
anka gibi doğalım tekrar.. yine yeniden yanmak için
sarmaşık gibi aşk ile sarmak için
bitmek yok bize varsın acılar ruhumuzu sarsın
yanmadıkça bulmaz kalbimiz asıl ritmini, eşsiz ahengini…

“hû” dedi ses..
”bismi hû” ile karşıladı nefes..
”illa hû” deyiverince başladı deveran..
”edeb ya hû” ile işte hem dönüyor, değişiyor hem yanıyor nefs…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s