Bir kendini bilmezim ben
Benden içeri beni çıkaramamış
Rabbini bilememiş bir posayım
Bundan yüzümün yerden kalkamayışı
Her adım da yere çalınışım
Yere çarpışı bile nimet olana
Kul olamamış bir mücrimim işte
Arafta yaşayan ne yana gitse mekansız kalan
Bir şekil tutturamayıp suretsiz dolanan
O benim işte
Nerde bir kuytu nerde çamur, karanlık ordayım ben
Ne aydın olabilirim ne aydınlık
Geldi işte yolun yarısı yok elimde bir azık
Hala bîhaberim kendimden yazık!
…………………
“…”
Posted: Kasım 7, 2009 in kırık kalemimEtiketler:ses nefes hû hu sükut öz hüzün nehir nefs hayat hasret
ah be gözüm! ağlıyor her sözüm,
sükutun hârında yanıyor özüm..
evet ardındayım ömrümün
o pencerede hüzünle duran benim
hayat akmada penceremin önünde..
sanki çağıl çağıl çağlayan bir nehir!
hasretini çektiğine önü alınmaz sular gibi çağıldasaydın be ömrüm…
diyorum ya gözüm! bir volkandır içimde kaynayan
patlasa diye gözlüyorum inan..
patlasa da ayrılık gayrılık benlik alev alev kaybolsa..
kaybolsa da yek bir varlık kalsa…
doğrudur yaşın yanında kurunun da yanacağı
lâkin kurular yaşlara söz geçiremiyorsa varsın yansınlar onlarda…
kül!..
neyin uğruna yandın ey kül!..
‘”bir benliktim ben başı kaf dağında
dağıma âteşin bir alev düştü
bilmedim neydi nedendi?!
yandım işte.. yeni adım bu artık yalnızca kül’üm…”
ey alev! neydi yok edişine kapı aralayan..
sıcak yatağından alıp seni renkli bir diyara
kalacak olan tek renk olarak düşüren?..
”bir sesti içime alev topu gibi düşen
sonrasında duramadım yerimde öyle bir akıştı ki
sarmaşık gibi sardıkça içimi sardım renkleri, o âlemi görmedim
düştükten sonra ne oldu bilmedim…”
sesime ses ver ey ses! verki düşelim küllerin içine
anka gibi doğalım tekrar.. yine yeniden yanmak için
sarmaşık gibi aşk ile sarmak için
bitmek yok bize varsın acılar ruhumuzu sarsın
yanmadıkça bulmaz kalbimiz asıl ritmini, eşsiz ahengini…
“hû” dedi ses..
”bismi hû” ile karşıladı nefes..
”illa hû” deyiverince başladı deveran..
”edeb ya hû” ile işte hem dönüyor, değişiyor hem yanıyor nefs…
attım cepkenimi sırtıma
bir kendim bir yalnızlığım düştüm yollara..
soğuktu,
çetindi belki
ne gam!
yeter ki ‘Aşk’ın içimde olaydı
…
insan hayatından lezzet almıyorsa bunu nasıl değiştirebilir?
Posted: Kasım 20, 2008 in kırık kalemimEtiketler:hayat, ibadet, insan, lezzet, mutluluk
ibadetlerine gereken önemi göstermek iman dolu bir kalp için büyük ferahlıktır. Şu da var ki ibadetlerimizi yapmak içinde sağlıklı bir ruh haline de ihtiyaç duyuyoruz. Bizi bitkinleştiren şevkimizi kıran nedir diye düşündüğümde ilk aklıma gelen beklentilerimiz oluyor. Her alanda, her şeye ve herkese karşı beklentisiz olmayı başarabildiğimizde o zaman alemin yüzü kederden sevince dönüyor. Bu biraz otomatik bir duygu aslında verdiğimiz gibi almamız gerektiğini hissediyoruz ne kadar engellediğimizi düşünsek de bazen ancak bir yerlere tosladığımızda farkına varabiliyoruz. Beklenen gelmediği müddetçe bekleyen keder karanlığına yuvarlanmaya, hiç bir şekilde mutlu olamamaya mahkum ediyor kendini. Biraz abartarak konuşuyor olabilirim ama bu küçük şeylere takılarak düşüp kalabiliyoruz. Önemsemediğimiz ufaklıklar gün geliyor dağ misali dikilebiliyor karşımıza.
Bir şeyi biliyorum ki verdiğim ölçüde mutluyum, mutlu edildiğim ölçüde değil mutlu edebildiğim (yani aslı itibariyle vesile olabildiğim) ölçüde mesut ve yaşamaya iştiyaklıyım.
Ve mutluluğu aramak bir yaşam biçimi olmamalı bizim için diye de düşünüyorum. Çünkü şu dünya üzerinde neye elimizi uzatsak fena bulacağı için tam bir mutluluk haline ulaşmak zaten görünür bir durak değil. Kula düşen Rabbiyle irtibatını sağlam tutabilecek yolları aramak bulmaktır ve her an hizmet soluklu yaşayabilmesidir. Hakkın kölesi olduğu, nefsani arzularından kurtulduğu ölçüde bir huzurdan söz edilebilir. Bunun dışında hep bir arayış ve huzursuzluk hali vuku bulacaktır ki bu durumda yaşamaktan zevk almak pek de mümkünlü değildir.
“İnsan, cenneti mutlulukta mı aramalı, mutluluğu cennette mi? Her ikisi de doğru. Cenneti mutlulukta aramalı, dünyadayken. Mutluluğu cennette aramalı, ahiretteyken. Mutluluk cennetini ise rıza-i ilahîde aramalı, her iki âlemdeyken” (Musa Hûb)
“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder” (Bediüzzaman Said Nursi)
“Mutluluğu ruhanî lezzetlerde aramalı insan. Sonsuzluğa inançta. Güzeller Güzeli’nde. Fânilerin bekâya nâzır çehrelerinde. Sevgi iyiliğe, iyilik mutluluğa eriştirir. Seven verir, veren mesut olur. Aslında mutluluğun sırrı, insanın kendinde saklı. Evet evet, cenneti kendinde aramalı insan. (Musa Hûb)
Sonsuz gelecekte gülmek istiyorsanız, sonlu şimdide ağlayın ey şimdinin insanları!”
..NİYÂZ..
Posted: Kasım 19, 2008 in kırık kalemimEtiketler:adım, istek, kapı, kul, neşe, niyaz, yol, yolcu
Rabbi kuluna bir şeyin nasip olmasını niyaz etti..
o niyaz kulun karşısına çıktı ona göründü yahut bir istekle içinde belirdi..
bu istekle neşelendi ona doğru bir adım attı..
ama o da ne bir engel ulaşamıyor hem isteği hem Heyecanı artıyor..
belki Rabbi kulunu tebessümle izliyor..
bir adım daha ümitle aramada..
ama yok bu sefer de olmadı..
nasip..
ama Rabbi kulu için bunun nasip olmasını diledi..
hmm kul şaşkın, olmadı napalım nasip değilmiş vazmıgeçsin?
ya daa Rabbime dayandım O’ndan istedim tevekkülle kalbimi O’na bağladım eğer vermeyi istediyse kapıyı O kuluna açacaktır deyip isteğinden de vazgeçmeyerek beklemeye mi koyulmalı..
beklediği yerde fırtınalar da kopsa fırsatlar gelip geçsede gelen geçen vurup kırsada vs.. yoksa adım atmalı ya da gelen fırsata el kaldırıp buradayım diyerekten bir yol mu bulmalı isteğine doğru, yürümeli bu gönle düştüyse, aklıma da bişeyler geliyorsa ona erişmek adına.. o halde yürümeli yürüyüşüm niyazım olmalı, kapıyı tıklamazsam açılmaz ki bir daha denemeli.. açılır belki çünkü kapının ardında bekleyen alemlerin Rabbi.. ama ya bekliyorsa tıklamanı çapalamanı sesini duymak istiyorsa! Söylemeli o zaman hem kavlen hem fiilen verecek Sensin Rabbim kapındayım tıklamadayım niyazdayım Sen ne zaman dilersen o zaman buldur deyip yolda kalmalı yolcu olmalı…
Esmâna Hayranım!!
Posted: Ekim 8, 2008 in kırık kalemimEtiketler:esmana, hayranım, kurtuluş, rahmet, sevmek
“O bildirirse gözünün uzağını bile görürsün amma o bildirmeyi dilemezse gözünün önündeki bile gaiptir sana..”
bilip bildirdiği ve bildireceği her sır için binler şükrolsun biricik Rabbime..
günahlarımın çokluğundan, liyakatsizliğimden bildirmeyi dilemediğin her halim içinde af dilerim Rabbim Sen’den.. affet ki bu mücrim kulunu başka gidecek kimsesi yoktur gitmeyi arzuladığı yerde yoktur Elhamdülillahi Rabbil alemîn…
…..
“Esmana hayranım…
Çünkü birine birçok kez iyilik etsem, o bana bir teşekkür etmeyi bile çok görür.
Ama bir hatamı yakalasa, hatamı yüzüme vurmayı çok görmez…
…
Ama sen ne edersin ?
Ben bir iyilik etsem, sen bin kez onu bana döndürürsün.
Bir hata etsem bunu yaptığımın farkında değilsem bunu yazmazsın bile..
Bilerek hata ettim desem, o hatadan pişmanlık duysam bile bu senin için kafidir Sevgilim
…
Sana hayran olmamak elde mi ?”
eller fâni sevgililerle yetinme çabasında o çukurdan bu çukura sürüklenirken Sana ‘Sevgilim’ diyebilmek..
Senin kulunu yaratırken mutlu olduğunu düşünmek ve bu mutluluğu yaptığım hatalarla bozma düşüncesinin tir tir titretmesi meczup yüreğimi..
varlığın ve varlığını hissedebilmek..
dünyanın, verdiğin nimetlerin vs. adeta aklımı başımdan alıp da Seni unutmamdan dolayı kuluna Sevdiğini hatırlatan şefkat tokatlarıyla uyarman başı dönmüş pişman halimle Sana dönüşüm ve Senin hiç gitmemişim Seni hiç üzmemişim gibi sarıp sarmalaman rahmetinle… elde değil kulun Rabbisine hayran olmaması.. aşkına düşmüşken hayretler içinde şaşıp kalmaması elde değil…
“Allah ayağı kaymış olanlara kanat verir.. kuyunun dibinden bile bir kurtuluş kapısı açar. “Ey kulum! Sen ister ağaç üstünde ol, ister kuyu dibinde bulun. Sen buna bakma! Bana bak, Beni gör.. kurtuluş yolunu açan Benim…”
ne denir ki O’nu sevmek O’na hayran olmak nasıl anlatılır ki!!..


